İklim krizi artık uzak bir senaryo değil, hepimizin yaşamını doğrudan etkileyen acil bir gerçeklik. Artan sıcaklıklar, kuruyan su kaynakları, sıklaşan seller ve orman yangınları hem dünyayı hem de Türkiye’yi tehdit ediyor. Bu çerçevede Ankara’da, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un başkanlığında toplanan İklim Değişikliği ve Uyum Koordinasyon Kurulu (İDUKK), iklim krizine karşı atılacak yeni adımları masaya yatırdı. Toplantıda hem İkinci Ulusal Katkı Beyanı hem de Kasım ayında Brezilya’da yapılacak COP30 zirvesine hazırlık süreci ele alındı. Açılış konuşmasında Bakan Kurum’un paylaştığı çarpıcı veriler, iklim krizinin geldiği boyutu gözler önüne sererken; Türkiye’nin 2053 Net Sıfır Emisyon hedefi doğrultusunda aldığı kararlar, küresel mücadeledeki kararlılığını bir kez daha ortaya koydu.
İDUKK toplantısında konuşan Bakan Murat Kurum, iklim krizinin ulaştığı boyutları rakamlarla açıkladı. Son 50 yılda dünya genelinde yaban hayatı popülasyonunun %73 oranında azaldığını, yaklaşık 1 milyon türün yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu dile getirdi. Bunun yanı sıra dünya nüfusunun %75’inin susuzluk riski altında yaşadığını ve her 10 dakikada 5.900 ton plastik atığın doğaya bırakıldığını vurguladı. Gıda israfına da dikkat çeken Kurum, her gün yaklaşık 1 milyar öğünün çöpe atıldığını ifade etti.
Bu tablo, iklim krizinin sadece çevresel değil, aynı zamanda ekonomik ve sosyal boyutlarıyla da küresel bir tehdit haline geldiğini ortaya koyuyor. Türkiye’de son yıllarda artan sel felaketleri, uzun süren kuraklıklar ve yıkıcı orman yangınları, bu tehdidin artık günlük yaşamın bir parçası olduğunun en somut göstergeleri arasında yer alıyor.
Türkiye, coğrafi konumu nedeniyle iklim değişikliğinin olumsuz sonuçlarını çok daha yoğun hissediyor. Son yıllarda art arda yaşanan sel felaketleri, tarım ürünlerini etkileyen zirai don olayları ve yaz aylarında hızla yayılan orman yangınları bunun en net göstergeleri oldu. Bakan Murat Kurum’un belirttiğine göre, iklim krizi artık yakın bir tehdit ve ülkemiz su stresi yaşayan ülkeler arasında. Barajlardaki su seviyelerinin alarm vermesi, çiftçinin emeğini boşa çıkaran iklim kaynaklı felaketler, sürdürülebilir adımların aciliyetini ortaya koyuyor.
2025 yazında yaşanan büyük yangınlar, iklim krizinin yangınlar üzerindeki çarpan etkisini gözler önüne serdi. Eskiden belirli bir döneme sıkışan yangın sezonu, artık çok daha uzun sürüyor. Aşırı sıcaklık, kuraklık ve düşük nem oranı, çıkan yangınların hızla büyümesine ve kontrol altına alınmasını zorlaştırıyor. Küçük bir kıvılcım bile geniş alanlara yayılan yeni yangınlara sebep olabiliyor. Bakanlık, yangınların ardından hızlıca hasar tespitleri yaparak İzmir’de yeni konutların temellerini attı. Önümüzdeki günlerde Bilecik ve Karabük’te de benzer çalışmalar başlatılacak.
Türkiye, iklim krizini yalnızca ulusal bir mesele değil, aynı zamanda küresel bir sorumluluk olarak görüyor. Bu doğrultuda 2021 yılında Paris İklim Anlaşması onaylandı ve tüm dünyaya 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefi ilan edildi. Bu hedef, enerji, sanayi, tarım, ulaştırma ve atık yönetimi gibi pek çok alanda köklü bir dönüşüm sürecini beraberinde getiriyor.
Bakan Murat Kurum’un açıkladığı üzere, Türkiye’nin 2030 yılına yönelik emisyon azaltım hedefi %21’den %41’e çıkarıldı. Ayrıca, ülkemizin iklim değişikliğiyle mücadele ve uyum eylemlerini kapsayan Şeffaflık Raporları Birleşmiş Milletler’e sunuldu. Bu adımlar, Türkiye’nin iklim krizine karşı sadece kendi vatandaşlarını değil, tüm insanlığı ilgilendiren bir sorumluluk bilinciyle hareket ettiğini ortaya koyuyor.
Türkiye’de hayata geçirilen projeler yalnızca kâğıt üzerinde kalmıyor, somut uygulamalarla destekleniyor:
Millet bahçeleri ile şehirlerde yeşil alanların artırılması ve kentsel ısı adalarının azaltılması.
Yeşil Bina Sertifikası ile çevre dostu, enerji verimli ve bölgenin iklim özelliklerine uygun yapıların teşvik edilmesi.
Yeşil OSB ve Yeşil Sanayi Belgesi uygulamalarıyla üretim süreçlerinin Avrupa Yeşil Mutabakatı’na uyumlu hale getirilmesi.
Asrın felaketi olarak anılan deprem sonrası, inşa edilen 300 bin konutun tamamının iklim dirençli ve sıfır atık uyumlu olması.
Türkiye, iklim değişikliğiyle mücadelede kapsamlı bir çerçeve sunan İklim Kanunu ile yeni bir döneme adım attı. Bu kanun, yalnızca çevresel değil; aynı zamanda ekonomik, sosyal ve ticari alanlarda da sürdürülebilirliği hedefliyor. Kanun kapsamında:
Bununla birlikte Türkiye, Ulusal Yeşil Taksonomi hazırlıklarıyla yatırım ve finansman süreçlerini sürdürülebilir kriterlere bağlamayı amaçlıyor. Ayrıca, Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) için teknik çalışmalar hızla devam ediyor. ETS ile karbon salınımlarına sınır getirilecek ve sektörler arası karbon piyasası oluşturulacak.
Kasım 2025’te Brezilya’nın Belém kentinde düzenlenecek COP30 Taraflar Konferansı, Türkiye açısından tarihi bir öneme sahip. Türkiye, bu zirvede İkinci Ulusal Katkı Beyanını tüm dünya ile paylaşacak.
Böylece Türkiye, iklim krizine karşı küresel mücadelenin öncü aktörlerinden biri olma yolunda güçlü bir mesaj verecek.
Ankara’da gerçekleştirilen İDUKK toplantısı, Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadelede artık sadece “uyum sağlayan” değil, aynı zamanda liderlik üstlenen bir ülke konumuna geçtiğini gösteriyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un vurguladığı gibi, alınan kararlar yalnızca bugünü değil, gelecek kuşakları da korumaya yönelik stratejik adımlar niteliğinde.
Toplantıda söz alan Bakan Yardımcısı Fatma Varank da Türkiye’nin, artırım yerine azaltım hedefi ortaya koyan ülkelerden biri olduğunu belirtti. Enerji, sanayi, ulaştırma ve tarım alanlarında yürütülen istişareler sonucunda geliştirilen stratejiler, 2053 Net Sıfır Emisyon hedefi doğrultusunda şekilleniyor. Bu yaklaşım, Türkiye’nin sadece kendi sınırları içinde değil, küresel ölçekte de sorumluluk üstlendiğini ortaya koyuyor.
İklim Değişikliği Başkanı Halil Hasar tarafından sunulan teknik çalışmalar da bu sürecin bilimsel temellere dayandırıldığını gösterdi. Türkiye’nin 2100 yılına kadar iklim projeksiyonlarını çıkarma hedefi, geleceğe dair riskleri minimize etmeyi ve karar alma süreçlerini daha öngörülebilir kılmayı amaçlıyor.
Sonuç
İklim krizi artık ertelenemez bir gerçek. Türkiye, 2053 Net Sıfır Emisyon hedefi, emisyon azaltım planları, iklim dirençli şehirler ve yeşil dönüşüm projeleriyle bu küresel mücadelede kararlı bir şekilde ilerliyor. Kasım ayında Brezilya’da yapılacak COP30 Zirvesi’nde açıklanacak olan İkinci Ulusal Katkı Beyanı, ülkemizin bu alandaki kararlılığını dünyaya duyuracak.
Bu adımlar, yalnızca çevre politikalarının değil; aynı zamanda ekonominin, sosyal düzenin ve uluslararası ilişkilerin geleceğini de şekillendirecek. Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda izleyeceği yol haritası, iklim krizine karşı örnek bir mücadele modeli sunma potansiyeli taşıyor. 🌍🇹🇷