Türkiye’nin deprem kuşağında yer aldığı gerçeği, özellikle İstanbul için büyük bir risk oluşturuyor. 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nde yaşanan yıkımın üzerinden 26 yıl geçmesine rağmen, veriler bugün hâlâ milyonlarca insanın riskli yapılarda yaşadığını gösteriyor. Resmi rakamlara göre yalnızca İstanbul’da 1,5 milyon riskli bina bulunuyor ve bu yapıların 600 bini acil dönüşüm bekliyor. Ancak bugüne kadar yürütülen kentsel dönüşüm çalışmaları, ihtiyacın oldukça gerisinde kaldı. Bu durum, olası bir büyük depremde yaşanabilecek can ve mal kayıplarını önlemek adına hızlı ve etkili adımlar atılması gerektiğini açıkça ortaya koyuyor.
İstanbul’un yapı stoğunun büyük bölümünün depreme dayanıklı olmaması, kentte yaşayan milyonlarca insan için endişe verici bir tablo yaratıyor. İşte bu noktada, çelik ve modüler inşaat teknikleri hem hız hem de güvenlik açısından umut verici bir çözüm olarak öne çıkıyor.
İstanbul’un konut stoku hızla artarken, depreme karşı dayanıklı olmayan yapıların oranı da dikkat çekici boyutlara ulaştı. 2000 yılı öncesinde inşa edilen 4,5 milyon konutun yalnızca %16’sının yeni yönetmeliklere uygun şekilde yapıldığı biliniyor. Bugün ise İstanbul’daki toplam konut sayısı 6,3 milyonu aşmış durumda. Bu tablo, şehrin büyük kısmının olası bir deprem karşısında ciddi risk altında olduğunu ortaya koyuyor.
Resmi verilere göre 26 yılda kentsel dönüşümle yalnızca 695 bin konut yenilenmiş, 93 bin konutun dönüşümü ise hâlen devam ediyor. Oysa riskli yapıların milyonlarla ifade edilmesi, mevcut hızla devam eden kentsel dönüşüm sürecinin yeterli olmadığını açıkça gösteriyor. Depremler değil, ihmal ve niteliksiz yapılar can alıyor; bu nedenle dönüşümün hızlandırılması artık ertelenemez bir zorunluluk haline gelmiş durumda.
Depreme dayanıklı yapılar denildiğinde öne çıkan en önemli seçeneklerden biri çelik konstrüksiyonlardır. Çelik, geleneksel betonarme yapılara göre daha dayanıklı ve esnek bir malzeme olduğundan, deprem sırasında oluşan enerjiyi daha kolay absorbe edebilir. Ayrıca:
Modüler inşaat, fabrikada üretilen modüllerin şantiyede birleştirilmesi prensibine dayanıyor. Bu yöntem hem zamandan hem de iş gücünden tasarruf sağlıyor. Geleneksel yöntemlere göre süreci %40 oranında kısaltan modüler sistemler, kentsel dönüşümün hızlanmasında kritik bir rol oynayabilir.
Ayrıca modüler yapılar, montaj kolaylığı sayesinde afet bölgelerinde geçici değil, kalıcı çözümler üretme kapasitesine de sahip. Bu yöntemle yapılacak dönüşüm, İstanbul gibi riskli yapı stoğu çok yüksek şehirlerde kısa sürede milyonlarca insanın güvenli konutlara kavuşmasını sağlayabilir.
Deprem tehlikesi her geçen gün yaklaşırken, hızlı ve güvenli konut üretimi artık bir zorunluluk haline gelmiştir. Consera Kurucusu ve Türk Yapısal Çelik Derneği Başkan Yardımcısı Melih Şimşek’in hesaplamalarına göre, yılda 300 bin konut üretmek için 2 milyon ton yapısal çelik gerekiyor. Türkiye’nin mevcut kapasitesi ise 50 milyon ton civarında. Yani ülkemiz, ihtiyaç duyulan çelik üretim kapasitesine fazlasıyla sahip.
Bu üretim için yaklaşık 72 bin mavi yaka çalışana ihtiyaç duyuluyor. Bu da yalnızca güvenli konutların üretilmesi anlamına gelmiyor; aynı zamanda büyük çapta istihdam olanağı yaratıyor. Dolayısıyla kentsel dönüşüm süreci, hem deprem güvenliği hem de ekonomik katkılarıyla ülke için stratejik bir fırsat sunuyor.
Kentsel dönüşümün hızlandırılması için yalnızca teknik çözümler yeterli değil. Kamu ve özel sektörün eşgüdüm içinde çalışması gerekiyor.
Kamu kurumları, ruhsat ve izin süreçlerini hızlandırmalı, çelik yapıların kullanımını teşvik edici düzenlemeler yapmalı.
Özel sektör, modüler ve çelik yapı teknolojilerini yaygınlaştırarak hızlı üretim modellerini hayata geçirmeli.
Vatandaşlar, dönüşümün önemi konusunda bilinçlendirilmeli ve sürece katılımları artırılmalı.
Bu üç ayağın bir arada hareket etmesi, İstanbul ve diğer şehirlerin deprem riskine karşı daha güvenli hale gelmesinde kritik bir rol oynayacaktır.
Türkiye, 1999’dan bu yana geçen 26 yılın ardından hâlâ olası büyük depremlere tam anlamıyla hazır değil. Ancak çözüm için gerekli bilgi birikimi, teknoloji, malzeme kapasitesi ve insan gücü mevcut. Çelik ve modüler yapıların yaygınlaştırılmasıyla, 3 yılda 1 milyon konut üretmek mümkün.
Depremi engellemek elimizde değil, fakat sağlam ve güvenli yapılar inşa ederek yıkımı önlemek mümkün. Kentsel dönüşümün hızlanması, yalnızca gelecekteki can ve mal kayıplarını önlemekle kalmayacak; aynı zamanda ekonomiye ve istihdama da büyük katkı sağlayacaktır.