Türkiye, deprem kuşağında yer alan bir ülke olarak her an yeni bir sarsıntıyla yüzleşme riski taşırken, kentsel dönüşüm konusu artık yalnızca şehircilik ya da gayrimenkul politikası değil; doğrudan can güvenliği, kamu sorumluluğu ve toplumsal bilinç meselesi hâline gelmiştir. Buna rağmen son yıllarda kentsel dönüşüm projelerine karşı çıkan grupların sokak eylemleri protestolar ve sert söylemlerle kamuoyunu etkilemeye çalıştığı görülmektedir.
Bu noktada temel soru şudur:
Kentsel dönüşüme karşı çıkışlar gerçekten haklı toplumsal kaygılara mı dayanıyor yoksa popülist söylemler üzerinden şekillenen bir algı yönetimi mi söz konusu?
Bir yanda; mülkiyet hakkı yerinde dönüşüm ekonomik yük kira endişesi ve mahalle kültürünün yok olması gibi meşru kaygılar
diğer yanda ise; bilimsel raporları yok sayan deprem riskini küçümseyen ve “yıkıma karşıyız” söylemiyle statükoyu koruyan politik refleksler bulunmaktadır.
Özellikle 2000 yılı öncesinde inşa edilmiş mühendislik hizmeti yetersiz ve güncel deprem yönetmeliklerine uymayan yapılar söz konusu olduğunda dönüşüm karşıtı söylemlerin ne kadar gerçekçi olduğu ciddi şekilde sorgulanmalıdır. Zira yaşanan büyük depremler “sağlam denilen” binaların saniyeler içinde mezara dönüşebildiğini acı biçimde ortaya koymuştur.
Kentsel dönüşüm karşıtı eylemlerde kullanılan sloganlar incelendiğinde, çoğunlukla korku üzerinden şekillenen bir söylem dikkat çekmektedir:
“Evlerimizi yıkmayın”
“Ranta hayır”
“Mahallemizi savunuyoruz”
Bu ifadeler ilk bakışta masum ve hak arayışı gibi görünse de, çoğu zaman deprem riskinin tamamen görmezden gelindiği bir zemine oturmaktadır.
Gerçek şu ki:
Bir binanın dönüşüme girmesi, sadece ekonomik bir proje değil; insan hayatını korumaya yönelik bir güvenlik hamlesidir.
Ne var ki bazı siyasi gruplar ve çıkar çevreleri, bu süreci “rant projesi” olarak etiketleyerek toplumda korku yaratmakta ve dönüşümü geciktiren bir baskı unsuru oluşturmaktadır.
Bu noktada toplumsal tepkinin bir kısmı bilinçli değil, yönlendirilmiş refleksler üzerinden şekillenmektedir.
Popülist söylemlerin ortak noktası şudur:
Kısa vadede halkın hoşuna giden mesajlar verir, uzun vadeli riskleri ise görmezden gelir.
“Kentsel dönüşüme son vereceğiz” gibi ifadeler;
Oy kazandırabilir
Alkış alabilir
Protestoları büyütebilir
Ancak deprem gerçeğini ortadan kaldırmaz.
Bilim insanlarının yıllardır uyardığı yapı riskleri, siyasi sloganlarla yok sayılamaz. Eski ve dayanıksız binaların korunması, aslında toplumun geleceğini tehlikeye atmaktır.
Popülizm, çözüm üretmek yerine sorunları erteleyen bir yaklaşımdır.
Oysa deprem, ertelemeyi affetmez.
Kentsel dönüşüm sürecinde halkın endişeleri elbette göz ardı edilmemelidir. Aksine bu kaygılar doğru politikalarla güvene dönüştürülmelidir.
Etkili bir dönüşüm için:
Yerinde dönüşüm öncelikli olmalı
Devlet kira ve taşınma desteklerini artırmalı
Şeffaf sözleşme süreçleri uygulanmalı
Teknik denetimler sıkılaştırılmalı
Vatandaş düzenli bilgilendirilmeli
Bu adımlar atıldığında dönüşüm karşıtı reflekslerin büyük bölümü doğal olarak azalacaktır.
Sorun dönüşümün kendisi değil, bazı bölgelerde yanlış uygulamaların yarattığı güvensizliktir.
Türkiye’de yaşanan büyük felaketler, dönüşümün ertelenmesinin bedelinin ne kadar ağır olduğunu göstermiştir. Özellikle 2000 yılı öncesi yapıların yoğun olduğu bölgelerde risk katlanarak artmaktadır.
Bugün sokakta dönüşüme karşı çıkılan her bina, yarın bir felaket senaryosunun merkezinde yer alabilir.
Bu nedenle kentsel dönüşüm:
Bir yatırım projesi değil
Bir siyasi tartışma konusu değil
Bir rant aracı hiç değildir
Bu, doğrudan hayat kurtarma operasyonudur.
Kentsel dönüşüme karşı çıkanların bir kısmı haklı endişeler taşımaktadır. Ancak sokak eylemlerinin büyük bölümü, çözüm üretmekten çok süreci kilitleyen popülist söylemler üzerinden şekillenmektedir.
Gerçekle yüzleşmek gerekir:
Eski binalar risklidir
Deprem kaçınılmazdır
Dönüşüm ertelenemez
Toplumsal kaygılar giderilerek güvenli şehirler inşa edilebilir.
Ancak popülizme teslim olunursa, bedel her zaman can kaybı olur.
Kentsel dönüşüm bir tercih değil, hayati bir zorunluluktur.
Kentsel dönüşüme neden bazı insanlar karşı çıkıyor?
Karşı çıkışların temelinde taşınma süreci, ekonomik yük, kira desteği yetersizliği, müteahhitlere güvensizlik ve mahalle düzeninin bozulacağı korkusu yer alıyor. Ancak bu kaygıların büyük bölümü doğru planlama ve şeffaf uygulamalarla çözülebilecek niteliktedir.
Kentsel dönüşüm gerçekten “rant projesi” midir?
Hayır. Kentsel dönüşümün temel amacı, deprem riski taşıyan yapıların güvenli hale getirilmesidir. Yanlış uygulamalar zaman zaman bu algıyı güçlendirse de dönüşümün özü can güvenliğini sağlamaya yöneliktir.
Sokak eylemleri kentsel dönüşümü durdurabilir mi?
Eylemler süreci geciktirebilir ancak deprem riskini ortadan kaldırmaz. Aksine, dönüşümün ertelenmesi riskli binalarda yaşamaya devam edilmesi anlamına gelir ve olası felaketlerde kayıpları artırır.
2000 yılı öncesi yapılan binalar neden daha risklidir?
Bu yapılar, güncel deprem yönetmeliklerine uygun şekilde inşa edilmemiştir. Beton kalitesi, mühendislik hizmetleri ve denetim eksiklikleri nedeniyle büyük depremlerde yıkılma ihtimalleri çok daha yüksektir.
Kentsel dönüşümde vatandaşın mağdur olmaması mümkün mü?
Evet. Yerinde dönüşüm modeli, kira destekleri, düşük faizli krediler ve şeffaf sözleşmelerle vatandaşın mağduriyeti en aza indirilebilir. Sorun dönüşüm değil, yanlış uygulamalardır.
Kentsel dönüşüme karşı çıkmak deprem riskini azaltır mı?
Hayır. Aksine riskin devam etmesine neden olur. Güçlendirme veya yeniden inşa edilmeden eski binalarda yaşam sürdürmek, olası depremlerde ciddi can kayıplarına yol açabilir.
Toplumsal kaygılar mı yoksa popülizm mi daha etkili?
Her ikisi de rol oynamaktadır. Bazı vatandaşlar haklı endişeler taşırken, bazı siyasi ve ideolojik gruplar bu kaygıları büyüterek popülist söylemlerle dönüşüm sürecini engellemeye çalışmaktadır.
Kentsel dönüşüm zorunlu mu, tercih mi?
Deprem gerçeği göz önüne alındığında kentsel dönüşüm bir tercih değil, hayati bir zorunluluktur. Güvenli şehirler ancak riskli yapıların dönüştürülmesiyle mümkündür.