emlaktokikonutticarigayrimenkulinşaatdekorasyon
DOLAR
49,1253
EURO
55,2775
ALTIN
6.596,98
BIST
12.249,04
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Hafif Yağmurlu
19°C
İstanbul
19°C
Hafif Yağmurlu
Cumartesi Parçalı Bulutlu
20°C
Pazar Parçalı Bulutlu
20°C
Pazartesi Az Bulutlu
20°C
Salı Az Bulutlu
21°C

Sanki Deprem Olmayacakmış Gibi: İstanbul da Umursamazlık

Sanki Deprem Olmayacakmış Gibi: İstanbul da Umursamazlık
04.04.2025
A+
A-

İstanbul Depreme Hazır mı?

Her sabah milyonlarca insanın uyandığı, işine gittiği, çocuklarını okula bıraktığı, hayatın tüm renklerinin aktığı bir şehir: İstanbul. Ancak bu dev metropol, toprağın altında giderek yaklaşan bir tehlikenin üzerinde nefes alıyor. Bilim insanları yıllardır uyarıyor, raporlar ardı ardına geliyor: İstanbul’da büyük bir deprem artık bir “olasılık” değil, “kesin” bir gerçek. Üstelik bu gerçek, yalnızca fay hatlarının değil, ihmallerin, gecikmiş kararların ve sorumluluk almaktan kaçınan yöneticilerin gölgesinde büyüyor.

Kentsel dönüşüm bu noktada yalnızca bir teknik terim değil; milyonların hayatını, geleceğini ve İstanbul’un kaderini belirleyecek bir güvenlik kalkanı. Ne var ki, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin son dönemde sergilediği umursamaz yaklaşım, bu hayati süreci adeta görmezden geliyor. Sanki bu şehirde hiç deprem olmayacakmış gibi bir rehavet hâkim. Oysa her geçen gün, gecikmiş her adım, daha fazla hayatın risk altına girmesi anlamına geliyor.

Bu yazıda; İstanbul’u bekleyen büyük depremin olası sonuçlarını, kentsel dönüşümün hayati önemini ve ihmalkâr yönetimin yaratabileceği yıkımı ele alacağız. Çünkü bu konu ertelenemez. Çünkü bu şehir, “keşke” demeye tahammül edemez.

1. İstanbul’un Gerçeği: Deprem Kaçınılmaz

İstanbul, Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın hemen yanı başında yer alıyor. Bu fay hattı, tarih boyunca defalarca büyük depremler üretmiş; 1509, 1766 ve 1894 depremleriyle şehirde ağır yıkımlar yaşanmıştır. 1999 Marmara Depremi ise İstanbul’un kaderini bir kez daha gözler önüne sermiştir. Ancak ne yazık ki bu felaket, yeterince ders alınarak yönetilememiştir.

Kandilli Rasathanesi, Boğaziçi Üniversitesi ve AFAD gibi otoritelerin son açıklamaları, İstanbul’da önümüzdeki 10 ila 20 yıl içinde 7 ve üzeri büyüklüğünde bir depremin olasılığını %65’in üzerine çıkarmaktadır. Bu rakam, sessiz ama sarsıcı bir uyarıdır. Deprem geliyor. Bilim bunu söylüyor. Siyaset değil, ideoloji değil, sadece bilim…

2. Kentsel Dönüşüm: Hayatla Ölüm Arasındaki İnce Çizgi

İstanbul’da 1,1 milyonun üzerinde bina bulunuyor. Bu yapıların yaklaşık %70’i 1999’dan önce inşa edilmiş. Yani modern deprem yönetmeliğine uygun olmayan, mühendislik denetimi zayıf, çoğu zaman ruhsatsız veya kaçak olarak yapılmış binalar. Bu yapıların önemli bir kısmı “riskli yapı” sınıfına giriyor.

Kentsel dönüşüm, işte tam da bu noktada devreye girmeli. Çünkü yapı stokunun yenilenmemesi, büyük bir depremde yaşanacak kayıpların doğrudan nedeni olacaktır. Ancak İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bu konudaki performansı ciddi şekilde sorgulanmalıdır. Bürokrasi içinde boğulan dönüşüm süreçleri, halkın bilgilendirilmemesi, teşviklerin yetersizliği ve ideolojik tartışmalarla zaman kaybedilmesi, her gün biraz daha geç kalmamıza neden oluyor.

3. Umursamaz Bir Yönetimin Bedeli: İnsan Hayatı

İBB yönetimi, depremle mücadelede görünürde bazı çalışmalar yürütse de, bu adımlar bütüncül, kararlı ve sonuç odaklı olmaktan uzaktır. Gerçek anlamda dönüşüm için gereken siyasi irade gösterilmemekte, süreçler yavaşlatılmakta, kaynaklar farklı projelere yönlendirilmektedir. Oysa bir belediyenin asli görevi, kentte yaşayan vatandaşların can ve mal güvenliğini korumaktır.

Depremle mücadelede yapılmayan her şeyin, günü geldiğinde ağır bir faturası olur. Bu sadece bina yıkılmasıyla sınırlı kalmaz; su, elektrik, sağlık, ulaşım altyapıları da çöker. İstanbul gibi bir mega kentte böyle bir çöküş, Türkiye’nin tüm ekonomik ve sosyal yapısını etkiler. Binlerce insan hayatını kaybederken, geri kalan milyonlar travmalarla baş başa kalır.

4. Siyasetin Üstünde Bir Gerçek: Depremin Partisi Olmaz

Deprem, ne bir ideolojik tercihtir ne de siyasi bir tartışma konusu. O bir doğa olayıdır ve zamanı geldiğinde kimsenin siyasi görüşüne, oy oranına ya da seçim stratejisine bakmaz. Ancak ne yazık ki İstanbul’da kentsel dönüşüm gibi hayati bir mesele bile siyasi rekabetin gölgesinde kalmakta. Bir mahallede kentsel dönüşüm önerildiğinde bile hangi partinin oy aldığına göre karar verilen bir anlayış hâkim.

Oysa gerçek şudur: Deprem olduğunda hangi binanın hangi partiye oy verdiği değil, o binanın sağlam olup olmadığı önemlidir. Bu nedenle, yerel yönetimlerin ve merkezi idarenin bir araya gelip ortak bir zemin oluşturması, bilim insanlarının önerilerini dikkate alarak siyasi kaygılardan arındırılmış acil bir yol haritası oluşturması elzemdir. Aksi halde deprem, siyaset üstü bir felaket değil, ihmalkârlıkla büyütülmüş bir cinayet haline dönüşür.

5. Ne Yapılmalı? Bilim Temelli Acil Eylem Planı

Deprem kapıdayken artık zaman kaybetme lüksü yok. İstanbul için uygulanması gereken adımlar çok net ve aslında yıllardır biliniyor:

Riskli yapıların tespiti hızlandırılmalı, mahalle bazlı risk haritaları şeffaf şekilde kamuoyuyla paylaşılmalıdır.

Yerinde dönüşüm modeli, vatandaşların mahallelerinden kopmadan yeni ve sağlam yapılara geçmesini sağlayacak şekilde desteklenmelidir.

Devlet ve belediye destekleri artırılmalı, kredi imkanları faizsiz veya uzun vadeli hale getirilmelidir.

Halk bilinçlendirme kampanyaları yapılmalı; deprem öncesi, anı ve sonrası için eğitimler yaygınlaştırılmalıdır.

İBB ve merkezi yönetim birlikte hareket etmeli, bu süreç bir siyasi yarış değil, ortak sorumluluk olarak görülmelidir.

Bilim kurulları karar verici pozisyona getirilmeli, dönüşüm süreci yalnızca mühendislik, şehir planlama ve deprem bilimi ışığında şekillendirilmelidir.

Bu adımlar atılmadığı sürece yapılan her yol, her park, her prestij projesi göz boyamaktan öteye gitmeyecektir. Çünkü yıkılan bir binanın altında kalanlar için “öncesinde ne yapıldığı” değil, “neden önlem alınmadığı” sorusu kalır.

6. Sonuç: Geç Kalmadan Uyanmak

İstanbul her geçen gün zamanla yarışıyor. Ancak bu yarışta ne yazık ki çoğu zaman geriden geliyoruz. Deprem gelmeden önce yapılması gereken her şey, bugün yapılmadığında yarın çok daha ağır bedellerle karşımıza çıkacak. Bu şehir, göz göre göre gelen bir felakete sessiz kalınmasını hak etmiyor.

Kentsel dönüşüm artık ertelenemez. Bu süreçte yerel yönetimlerin görevi sadece projeler sunmak değil, bu projeleri halkın hayatını koruyacak şekilde hızla hayata geçirmektir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin sorumluluğu, sadece bugünün değil, geleceğin İstanbul’una karşı da vardır.

7. Toplanma Alanları Değil, Sağlam Binalar Gerekli

Deprem sonrası toplanma alanları elbette önemlidir. Ancak gerçek şu ki, bir bina çöktüğünde içindekiler için artık o alanların bir anlamı kalmaz. İstanbul’da yıllardır deprem hazırlığı denildiğinde toplanma alanları ve acil müdahale planları konuşuluyor. Oysa asıl mesele, insanların toplanma alanına gitme şansı bulup bulamayacağıdır.

Bir deprem sonrası göçük altında kalan binlerce insan için asıl önlem, onları enkaz altında bırakmayacak sağlam binalar yapmaktır. Japonya’da, Kaliforniya’da veya diğer gelişmiş deprem bölgelerinde öncelik binaların yıkılmasını engellemek üzerinedir. İstanbul’da da öncelik depreme dayanıklı, modern yönetmeliklere uygun binalar inşa etmek olmalıdır. Ancak ne yazık ki yöneticiler, konuyu her seferinde toplanma alanları, afet sonrası koordinasyon gibi konulara çekerek asıl sorunu göz ardı etmektedir.

8. İstanbul’un Kentsel Dönüşüm Karnesi: Başarısızlık

İstanbul’da yıllardır kentsel dönüşüm adı altında çeşitli projeler gündeme getirildi. Ancak bu süreç;

Siyasi çekişmeler, İktidara muhalefet yapacağız diye 50 yıl önce yapılan binalara sağlam raporu vermek. Eylemler yapmak. Mahkeme kararı alarak kentsel dönüşüm projelerini durdurmak.

Halkın yeterince bilgilendirilmemesi, Halkın önceliği bir daire fazla almak olmamalı.

Rant odaklı projeler nedeniyle olması gerektiği gibi ilerleyemedi. Rant hikayeleri yazarak kentsel dönüşümün önünü kesmek.

Dönüşüm sürecinin hızlandırılması için yapılması gerekenler çok net:

Riskli binalar hızla tespit edilmeli ve yıkım süreci hızlandırılmalı.

Dönüşüm için uygun finansal destek mekanizmaları oluşturulmalı.

Vatandaşlar süreç hakkında şeffaf şekilde bilgilendirilmeli.

Belediye ve merkezi yönetim iş birliği içinde hareket etmeli.

Deprem yönetmeliğine uygun sağlam binalar hızla inşa edilmeli.

Bu adımlar atılmadığı sürece, İstanbul için deprem sadece beklenen değil, adeta davet edilen bir felaket olmaya devam edecek.

9. Son Söz: Deprem Gelmeden Uyanın!

İstanbul, büyük bir felaketin eşiğinde. Ancak kentsel dönüşüm süreci hâlâ ağır aksak ilerliyor. Yetkililer deprem sonrası ne yapılacağını tartışırken, asıl mesele depremden önce ne yapıldığıdır. Çünkü çöken binaların altında kalan insanlar için toplanma alanlarının nerede olduğu hiçbir anlam ifade etmeyecek.

Şimdi harekete geçmenin tam zamanı! Siyasi tartışmaları bırakıp, kentsel dönüşümü hızlandıracak adımlar atılmazsa, İstanbul için “keşke” demek kaçınılmaz olacak.

Deprem değil, ihmal öldürür. Ve İstanbul artık daha fazla ihmali kaldıracak durumda değil.

Unutmayalım: Deprem değil, ihmal öldürür. Ve İstanbul, bir ihmalin gölgesinde kaybedilmeyi hak etmeyecek kadar kıymetli bir mirastır.

EMLAK DERGİSİ

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.